14 Kasım 2013 Perşembe

Barzani ve Türkiye

Diyarbakır hafta sonu tarihi günlerinden birini yaşayacak. Hem şehri hem de o günü tarihe kaydedecek gelişme Türkiye ve Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetimden ziyade, Suriye, Irak, İran ve dolayısıyla İsrail ve Rusya'yı da yakından ilgilendiriyor. İster AK Parti'nin seçim yatırımı deyin, ister Barzani'nin bölgesinde yaklaşan seçimlerde rakibinden bir puan da olsa öne çıkmanın çabası olarak değerlendirin, ziyaret bir çok dengeleri değiştirecektir. Aslında fotoğrafa geniş açıdan bakacak olursak, çözüm sürecinde dolayısıyla terör örgütü PKK'yı bitirme planı çerçevesinde ilk hamleyi, içinde bulunduğu uçağın düşürülmesi sonucu şehit olan Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis'in Barzani'yi 1992 yılında Şırnak'ta ağırlamasıyla başlamıştı. Zaten 4 ay sonra da Eşref Bitlis şehit edilmişti. Ama şimdi karşımızda ne eski Türkiye var ne de eski bölgesel yapı. İran, Irak ve Suriye'de çok taşlar yerinden oynadı. Türkiye bölgesinde hem siyasi hem de ekonomik anlamda çok yol katetti. Üstelik terörü bitirme konusunda önemli adımlar attı. Barzani ile görüşme sürpriz değil önceden planlanan bir buluşma olması, atılacak adımların belli bir düzen içerisinde kamuoyu ile paylaşıldığı
zlenimi veriyor. Şimdi sorulması gereken şu. Bölgesinde güç kaybeden Barzani'nin Türkiye'de teörürü bitirme ve barışı sağlamada katkısı olur mu, olursa nasıl olur...
Birincisi, terör örgütü PKK'nın kim yada kimlerin yönettiğini, Kürt halkının terör bakışını iyi analiz etmek gerekiyor. İmralı'da ömür boyu hağse mahkum olan Abdullah Öcalan mı, Kandil mi, siyasi uzantılatı BDP/HDP mi, Avrupa mı? Çözüm sürecinde de görüldüğü gibi zaten örgüt içinde çok başlılık mevcut. İmralı'nın "silahlar susmalı" temennisini Kandil, taviz üstüne taviz isteyerek şımarık çocuk rolündeki BDP'yi ise İmralı pek ciddiye almadı çoğu zaman. Görüldü ki bir yılı aşkın sürede şehit ve öldürülen terörist haberlerinin gelmemesi halk tarafından olumlu karşılanıyor. Ki Güneydoğu halkı artık huzur istiyor, sivil toplum örgütleri her fırsatta çözüm sürecinde atılan adımları desteklediğini beyan ediyor. Halk desteği her geçen kırılan bir terör örgütünün ve siyasi uzantısının ortaya koyacağı erguman, yaklaşan yerel seçimleri de fırsat bilerek, hükümetin barışçıl yaklaşımı baltalayacak nitelikte olacaktır. Barzani'nin Diyarbakır ziyareti onlar için korku dolu senaryodan başka birşey olmayacaktır.  Korkuları bölgedeki Kürtlerce fazlasıyla sevilen, sözü dinlenen Barzani'nin ağzından çıkacak her kelimenin Türkiye'deki Kürtlerce bir referans olarak kabul  edilmesi olacaktır. Sanıldığı gibi bu ziyaret, iç huzur ve güvenin inşasında Barzani'ye barış elçisi rolü biçmez.
Gelelim Suriye'deki iç savaşa..
Suriye'nin kuzeyinde PYD'nin geçici özerklik ilan etmesi, Türkiye tarafından sert tepki gördü. Dışişleri Bakanı Davutoğlu gelişmeleri "kabul edilemez" olarak nitelendirildi. Benzer açıklama ABD'den de geldi ama Türk kamuoyu tarafından pek ciddiye alınmadı. Irak'ta Saddam devrildikten sonra kuzeyde Kürtlerin özerklik ilanına da aynı tepkiye vermişti zira. Ama asıl merak edilen Türkiye'nin muhtemel tam özerklik kararına nasıl tepki vereceği, Barzani'nin de Irak Kürtleri olarak, bu oluşumda yer alıp almayacağı, Barzani'nin Türkiye'de PKK'nın ve dolayısıyla BDP / HDP'nin  rolüne soyunması karşısında Suriye'de, PKK'nın diğer kolu PYD ile aynı safta yer alıp almayacağı...  "PYD tetikçilik yapıyor Kürtleri öldürüyor" açıklaması, Barzani'yi temize çıkarıyor gibi görünse de bölgesindeki seçimleri de gözönüne alırsak bu sözünden dönmeyeceğine kimse garanti veremz. En iyisi bekleyip görmek...

CN

NOT: Buradaki tüm fikir ve görüşler sadece yazanı bağlar. Hiç bir kurum ve kuruluşla ilgisiolamaz.